Ana Sayfa Kula, Turizm 19 Aralık 2018 219 Görüntüleme

SANATÇILAR SOKAĞI HER BİRİ

Bugün yine Kula’daydık. Bir kere daha dolandım durdum rengarenklerin arasında. Dayandım sarısına hem de sapsarısına, eflatunların en canlısı yağmurla yıkanmışına. Morlar salkım salkım, kırmızılar kan damlası. Köşedeki yan sokağa dolanmış en âlâsı. Mavilere beyazlar karışmış tablo olmuş, ahşap silmelerden çerçeveler, kahve kahve renkleri. Demir işlemeli kapılar kovuklara girmiş, sigorta şirketinin damgası plakalar kapıların üst sövesi. O kadar girmiş birbirlerine, onun rengi diğerinde, alacalı kiremitler, saçaklar, duvarlar, kapılar kapılar empresyonizmin galerisi.

Dolandım durdum bugün yine; sarı sapsarı renkliyi aradım görmüştüm rengini fotoğraflarda. Girmediğim sokak, sormadığım komşular kalmamıştı daracıklarda.

-Belki eskidir dediler o renk, şimdi değiştirmiştir kendini, onun içindir bulamamışlığın.

-Çiftli cumbası da mı değişti, nasıl olur yanılmışlığım?

Yağmura aldırmadım; yıkasın duvarları, canlansın renkler, konuşsun benimle dedim kendi kendime. Islanmışım, konuş anladığım dilinle. Saçakların altına girdim yüksek alabildiğince, o kadar mütevaziliğinin yanında, haşmet, azamet, bir gurur, alabildiğince vakur. Anadan doğma mağrur, sanatçı edasında her biri.

Bilmezdim böyle bunları, onun için sevmiştim onları. Mütevazi sempatik, empati şarıl şarıl, yağmurla yıkanır gibi. Boş rengarenklerin içleri, çok seyreğine rastladım içinde lamba ışığı, hepsi lambalı olsa dedim, ocağı tütse. Boş hayaller aşığı ben. Dönüp arkamı çıkacağım Zafer Okulu’nun önünden, onun da restore edeceğiz diye açmışlar çatısını, kilitlemişler ama inşaatın tahta perdesinin kapısını. Müze yapalım dedik; hem kentin müzesi, hem jeoparkın.

Anlattım hikayesini, dört sene önce istemiştik, kent müzesi, kent arşivi, yapalım kütüphanesi de olsun. Çok büyük zaten, tüm Kula’lı buranın rahle-i tedrisinden geçmiş. Kara tahtaların tebeşir tozunu yutmuş. Ne muallimlerde ne vatanperver insan yetişmiş. Ben de kapalı gözlerimin ardında izledim Kula’yı, bi ara düşüme geldiği. Burada mı öğrenmiştim okuma yazmayı. Büyük abim getirmiş hergün elimden tutmuş, küçüğü de kocaman bahçesinde top oynamış.

Allah Allah ne hayal benimkisi de. Kendime geldim sırılsıklam değildim yağmurdan, aklımda, dinmişti her ikiside. Bildiğim, yakından tanıdığım, mimlediğim evleri biraz daha iyice yan yatmış yaslanmış duvarlarını gördükçe, terkedilmişliklerine, yalnızlıklarına, sahipsizliklerine üzüldükçe.

Nereden gelmiştim buralara,

Bu akıla.

Az önce tekrar tekrar dolandığım Jeoparktan.

Milyon yıllık lavların kapkaralarından.

Şaştım da kaldım.

O kadar gerilere mi gittim sokakların yalnızlıklarında.

Öyle olmalı zaman sıkışmış kalmış daracıklarında.

Oysa;

Kuzuların gezdiği yerde,

Gecelerin sessizliğinde,

Yıldızların kaydığı tam da bu mevsimde.

Her geçen gün çoğalıyordu periler, peribacalarında.

 

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

YENİ KULA TEKSTİL

YENİ KULA TEKSTİL

Hazır Site by Uzman Tescil