Ana Sayfa Köşe Yazısı 28 Kasım 2018 364 Görüntüleme

KULA’DA BİR HAFTASONU

Araç benden dedi arkadaşlarımdan biri, ben de oteli ayarlamıştım. Üç aile dostu arkadaşlarla gidecektik. İkimizin dört çocuğu var diğerinin hanımı hamilediydi. Tamam dedik haftaya cumartesi hepimiz için uygundu. Çocuklar ile beraber on kişiydik araç fazlasıyla yetmiş herkes rahat rahat oturuyordu. Yol boyunca haftasonu hayalini fıkralara dönüştürüp anlatıyor kahkahalar ile gülüyorduk çocuklar arkada telefon ipadlere gömülmüşlerdi.

Üçüncü kavşaktan girelim dedim önce otele yerleşelim orada günlük programları yaparız. Ankara asfaltından üçüncü kavşaktan saptık doğru gidelim, evden otelimizin önüne kadar bu yol gider, giremediğin sokağa geldiğinde otele geldik demektir. Yine kahkahalar gülüşler. Hamile arkadaşa takılıyor. Buraya kadar gelmişken benim oğlanla senin doğacak kızı beşik kertmesi yaparız diyordum.

Birden aklıma geldi hem de Kula usulü yapalım dedim. Şoför, abi bundan sonra bu araba gitmez dediğinde tamam işte geldik dedim. Arabanın sesini duyan otel müdüresi kapıya çıkmıştı.

Arabadan inen etrafına bakındıkça bambaşka bir dünyaya geldiğinin şaşkınlığı içerisindeydi. Çantalarımızı alırlarken biz de otelimizden uzaklaşmayacak şekilde şoförün giremem dediği dar sokağa doğru yürüdük. Aman yarabbi evlerin güzelliği cephelerinin renkleri en çok da 1944 yılına tarihlenmiş kapıların üstlerine çakılmış itimadı milli sigorta levhacıkları dikkatimizi çekmişti. Tabii dedik o tarihte sigortalarsan bu tarihte de bu evleri kullanırsın. Nasıl sigorta şirketiymiş bu yahu diye müdüre hanıma kapıda sorduk.

Demir perforje kapıdan içeri girdiğimizde uzunca bir holün soluna yerleşmiş odalar sağında da mandallı bir kapı ve bahçeyi gösterecek şekilde yapılmış yere kadar camekan vardı. Müdüre kız mandallı kapıyı açtığında yukarı çıkan bir merdivenden o önde biz arkada çıktık. Çocuklar sokakta kalmışlardı adı Sema olan müdüre kıza merakla sorduk çocukları, başka bir otel yetkilisi onlar ile ilgileniyormuş.

Burada ki hol onlar sofa,hayat diyorlar daha ferahtı yine solda odalar üç tane sağı camekan. Her birimiz bir odaya girdik. Ahşap işlemeli kapılardan girince ahşap işlemeli dolaplar, kapakları, kalem işli duvarları yer yer alçıdan yapılmış çerceve içlerinde natürmort özelliğinde vazoda çiçek resimleri duvara asılmış tablo gibiydi, yerde halı. Dolap duvarının karşısında ocaklık, “Eee yatak, nerede yatacağız? dedim gayri ihtiyari Sema dolap kapağını açtı yatağı, yorganı, yastığı, gösterdi diğer kapağı açtı yummalık, banyoyu gösterdi.

-Ama dedi bundan sonrası sizin işiniz.

-Nası yani?

-Eşiniz evin hanımı bu dolapta da yöresel temiz ev kıyafetleri var, bunları giyecek akşam yer yatağını yapacak sabah kahvaltıyı hazırlayacak.

-Hoppala bi de üstüne para vereceğiz öyle mi? Deyivermişim.

Sema güldü ve odadan çıktı. Hanımla baka kaldık. Şaşkınlıkla oda kapısının önüne sofaya çıktığımda diğer arkadaşlarda kapı önünde gülüşüyorlardı bu nasıl iş diye. Arkamdan benim hanım sofaya çıktı aaaa o da ne koca donları giymiş başında arkadan bağlanmış yaşmak üzerinde yün hırka oluvermiş bir Kula’lı hanım. Onu gören diğer hanımlar bir hışımla odalarına girdiler. Çıkana gülüyorduk. Her biri annesinden babannesinden gördükleri gibi başlarını bağlamışlar birbirlerine bakıp bakıp gülüyorlar, hem de elleriyle dizlerini döverek kahkahalarla.

Sofanın dip tarafında bir basamak yüksekliğinde ki yer minderleri serili kıtık yastıklı arkalıkları, üzerleri el işlemeli, dantelli, örtüleri olan minderlere oturduk.

Sema hanım yanında, bizim hanımların kıyafetinde olan allı güllü koca donlu bir kız, elinde bakır tepsi ve cezveler, ve tepsiye dizilmiş fincanlar ile geldi. “Bu göstermelik” dedi Sema. “Hem de siz şimdilik misafir sayılırsınız yarın sabah artık ev sahibisiniz her işi hanımlarınız yapacak. Otel dediğimiz ev size emanet.”

İlk tepki hamile arkadaşımızdan geldi. “Biz buraya dinlenmeye geldik burada da mı hizmet edeceğiz” dedi.

Gülümseyen Sema: “Şaka şaka biz evin eski yaşantısına uygun sizlere hizmet edeceğiz yer sofrasını kuracağız yemekleri getireceğiz yer yataklarını uykunuz geldiğinde siz de serebilirsiniz biz yardımcı olacağız sizler evin beyinin çocukları gelinlerisiniz. Hanımlar derin bir nefes aldılar.

“Akşam olmadan çarşıya çıkalım, şöyle daracık sokaklarda yürür, evleri görür, arastadan alışveriş yaparız. Akşam çerez leblebi badem kuru üzüm yer, sohbet ederiz bakın yeni evimizde dikkat ettiyseniz televizyon yoktu. Nasıl vakit geçireceğiz?”

Yeni evimize çarşıdan dönerken Akşam Ezanı okunuyordu ama bize biraz farklı geldi. Müezzin minareye çıkmış, hoparlör yok, bir eli şerefe duvarını tutmuş, diğer eli kulağında ezanı okuyor. Rahmetli dedem geldi aklıma o da Ramazan akşamları cemaatten biri olarak minareye çıkar böyle ezan okurmuş. Anlatırdı.

Eve geldik hanımlar ne çabuk alışmışlar koca donları giyiverdiler yer sofrasını hizmetliler kurdu yemekler geldi aman yarabbim o ne lezzet, ne çok yemek çeşidi. Yemekten sonra minderlere doğru çekilirken kıtık yastığa yaslanırken şöyle bir geriniyorduk. Çok yemişiz derken çocuklar minderler üstüne kıvrılmışlar uyukluyorlar.

Noldu bunlara telefon ipadsiz uyumazlardı.? Görevli atıldı. Çocuklar ile siz eve yerleşir kahvelerinizi içerken sokakta çocuk oyunları oynadık mahallenin diğer çocukları da geldiler sizinkiler oyunları bilmiyorlardı ama komşu çocuklardan hemen öğrendiler ip atladılar, dokuz taş oynayıp koştular, yakar top oynayıp kaçtılar, saklambaç kovalambaç derken dokuz çizgi üzerinde zıplayıp durdular. Yoruldular tabii.

Bunları bizim çocuklar mı yaptı? Elbette, öyle mutlulardı ki yarın için yeni arkadaşları ile yarın sabah yine oynarız diye sözleştiler. Biz çocukları odalara yatırmak için yer yataklarını açarken kapı çaldı artık eve alıştık bizim evin kapısı çalıyordu. Aşağıdaki hizmetlilerden biri kapıyı açmış gelenler yan komşularmış yani Kula’nın yerlisi. Şaşırdık merdivenden çıkarlarken biz de karşılamak için kalktık.

-Buyrun buyrun.

-Selamün aleyküm, hayırlı akşamlar.

-Hayırlı akşamlar dedik ama şaşkın vaziyetteydik.

Minderde yer gösterdik onlarda iki aile gelmişler, bizden biraz daha yaşlılardı.

Biz Manisa’yı onlar Kula’yı Kula’nın örf adet yaşantısını anlatırlarken merakla onları dinliyorduk. Çerezleri hanımlar getirdi hamile hanıma da kahveyi yaptırmışlar benimki tepside kahveleri ikram ediyordu. Böylesine samimi sohbet ve Eski Kula’yı dinlerken gece nasıl geçti anlayamadık.

-Eh hadi biz kalkalım artık derken yarın da bize bekleriz dediler.

Onları kapıdan uğurlayıp dönerken televizyonun yokluğunu hiç önemsememiş hiç de farketmemiş, aramamıştık. Bizim de erkenden uykumuz gelmişti.

Odalarımıza çekilirken; gündüz çocuklarımız çocukluklarını yaşamış, koşmuş oynamışlardı. Bizler akşam konu komşu sohbetlerinin sıcaklığını görmüş, televizyonsuz, dizisiz, insanî yaşantıya alışıvermiş, dertsiz tasasız, gösterişsiz, olduğu gibi hayatı sevivermiştik.

Bir günde bir asır geriye giderken yarın jeoparka gittiğimizde milyonlarca asır geriye gidip dünyayı öğrenecek, binlerce asır önceki Strabon’un Katakekaumene’sini tanıyacaktık.

 

 

Etiketler:

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Hazır Site by Uzman Tescil